2026’ya girilirken piyasalarda Fed’in faiz indirimlerine devam edeceği beklentisi güçlüydü. Yılın ilk yedi ayında ise bu durum değişti.
ABD Merkez Bankası, ocak, mart, nisan, haziran ve temmuz toplantılarının tamamında politika faizini %3,50–%3,75 aralığında sabit tuttu. Ocak toplantısında iki üye 25 baz puanlık indirimden yana oy kullansa da çoğunluk beklemeyi tercih etmişti. Son toplantıda ise üç üye faiz artışından yana oy kullandı.
Fed’in temkinli davranmasının nedeni enflasyonun hala %2 hedefinin oldukça üzerinde olması.
2026’nın ilk yarısını geçtiğimizde ise Fed’in karşısındaki sorun artık yalnızca enflasyonun yüksek olması değil.
Bugünkü enflasyonun ne kadarı gerçekten faiz artırılarak veya faizler yüksek tutulmaya devam edilerek kontrol edilebilir?
Çünkü son aylarda ABD’de fiyatları yukarı taşıyan unsurlar eskisi gibi güçlü tüketici talebinden gelmiyor. Orta Doğu’daki çatışmalar, petroldeki yükseliş, Hürmüz Boğazı üzerinden yaşanan arz sorunları ve tarifeler enflasyonun yapısını değiştirmiş durumda.
Enflasyon düşüyor ama sorun bitmiş değil
Son veriler ışığında; Temmuz ayında ABD tüketici enflasyonu yıllık bazda %3,4 olarak açıklandı. Hazirandaki %3,5 seviyesine göre sınırlı bir gerileme yaşandı.
Üretici fiyatlarında ise daha belirgin bir rahatlama görüldü. Temmuz ÜFE’si aylık bazda değişmezken yıllık üretici enflasyonu %5,5’ten %4,7’ye geriledi.
İlk bakışta bu veriler Fed açısından olumlu bir görünüm çiziyor/fiyat baskıları en azından yeniden hızlanmıyor.
Ancak Fed’in kendi temmuz ayı Para Politikası Raporunda durum oldukça farklı.
Fed’e göre PCE enflasyonu mayıs itibarıyla yıllık %4,1 seviyesinde bulunurken çekirdek PCE %3,4 seviyesindeydi. Her iki oran da %2 hedefinin çok daha üzerinde.
Daha da önemlisi, Fed fiyat artışlarının kaynaklarının değiştiğine dikkat çekiyor.

Fed petrol fiyatını düşüremez
2026’da enflasyonun yeniden yükselmesinde en önemli unsurlardan biri enerji oldu.
ABD Başkanı Donald Trump, defalarca petrolde düşüş yaşanacağını iddia etse de, Hürmüz Boğazı kaynaklı arz sıkıntısı petrolü 90 doların üzerinde tutuyor.
Fed’in temmuz raporuna göre tüketici enerji fiyatları da mayıs ayında yıllık bazda %24 yükseldi. Artışın önemli bölümü ise Orta Doğu’daki çatışmaların ardından petrol ve benzin fiyatlarında yaşanan sıçramadan kaynaklandı. Hürmüz Boğazı üzerinden sevkiyatın aksaması ve bölgedeki enerji altyapısının zarar görmesi petrol fiyatlarını yukarı taşıdı.
Burada da para politikasının sınırları ortaya çıkıyor.
Fed politika faizini %3,75’ten %4’e veya daha yukarı çıkarabilir. Kredileri pahalılaştırabilir, tüketimi yavaşlatabilir, şirketlerin yatırım iştahını azaltabilir.
Ama Fed’in faiz artırması Hürmüz Boğazı’nı açmaz.
Yeni petrol üretmez.
Orta Doğu’daki çatışmaları sona erdirmez.
Dolayısıyla enerji kaynaklı enflasyon ile talep kaynaklı enflasyonu aynı araçla çözmeye çalışmak giderek daha tartışmalı hale geliyor.
Asıl tehlike beklentilerin bozulması, Fed açısından belki de en kritik nokta da burada olabilir.
Enerji fiyatları bir yıl yükselip daha sonra gerileyebilir. Tarifelerin etkisi de zaman içinde fiyat seviyesine bir kez yansıyıp zayıflayabilir.
Ancak tüketiciler ve şirketler fiyatların sürekli daha hızlı artacağına inanmaya başlarsa sorun değişir.
Çalışanlar daha yüksek ücret talep eder. Şirketler gelecekte maliyetlerin artacağını düşünerek fiyatlarını önceden yükseltir. Böylece başlangıçta geçici olan fiyat şoku kendi kendini besleyen daha kalıcı bir enflasyon sürecine dönüşebilir.
Fed’in temmuz raporunda uzun vadeli enflasyon beklentilerinin genel olarak istikrarlı kaldığı belirtiliyor. Buna karşılık kısa vadeli beklentiler özellikle Orta Doğu’daki çatışmaların ardından belirgin biçimde yükseldi. Michigan Üniversitesi’nin 12 aylık enflasyon beklentisi şubat ayındaki %3,4 seviyesinden haziranda %4,6’ya çıktı.
Bu nedenle Fed’in faizleri yüksek tutmasının gerekçesi yalnızca mevcut enflasyonu aşağı çekmek değil.
Bir anlamda Fed piyasaya şu mesajı vermeye çalışıyor:
“Bu fiyat artışlarının kalıcı hale gelmesine izin vermeyeceğiz.”
Büyüme kısmı dikkat çekici
Sorunun diğer tarafı da büyüme.
Fed’in faizleri uzun süre yüksek tutması petrol üretimini artırmayabilir veya tarifeleri düşürmeyebilir ama ekonominin faizlere duyarlı bölümlerini baskılamaya devam eder.
Konut kredileri pahalı kalır.
Şirketlerin finansman maliyetleri yükselir.
Tüketici kredileri zorlaşır.
Yatırımlar ertelenebilir.
Fed verileri de tüketimde bir miktar yavaşlamaya işaret ediyor. Reel tüketici harcamalarının büyüme hızı 2026’nın ilk beş ayında yıllıklandırılmış yaklaşık %1,3’e kadar geriledi. Fed bunun nedenleri arasında yavaşlayan gelir artışı, tarifelerin etkisi ve yüksek benzin fiyatlarını gösteriyor.
İşte Fed’in ikilemi tam burada ortaya çıkıyor.
Kontrol edemediği bir enflasyona karşı faizleri fazla yüksek tutarsa, fiyat baskısını tamamen çözemeden ekonomiyi gereğinden fazla yavaşlatabilir.
Buna karşılık faizleri erken indirirse enerji ve tarife şoklarının enflasyon beklentilerine yerleşmesi riskini artırabilir.
İki seçeneğin de maliyeti var.
Fed neden beş toplantıdır bekliyor?
Bu açıdan bakıldığında Fed’in 2026 boyunca faizleri sabit tutması bir açıdan anlamlı.
Ocak ayından temmuza kadar yapılan beş toplantının tamamında hedef faiz aralığı %3,50–%3,75 seviyesinde bırakıldı.
Fed ne yeni bir sıkılaşma döngüsüne başladı ne de beklenen faiz indirimlerine devam etti.
Bunun yerine verileri izlemeyi tercih ediyor, çünkü ekonomide iki farklı durum aynı anda:
Bir tarafta konut enflasyonu geriliyor, ücret baskıları hafifliyor ve tüketim yavaşlıyor. Fed’in raporuna göre konut hizmetleri enflasyonu mayıs itibarıyla yıllık %3,2’ye kadar gerileyerek pandemi öncesi hızına yaklaşmış durumda.
Diğer tarafta petrol, tarifeler ve tedarik zinciri sorunları fiyatları yukarı çekmeye devam ediyor.
Birincisi faiz politikasının etkileyebileceği alan.
İkincisi ise büyük ölçüde Fed’in kontrolünün dışında.
2026’daki enflasyon tablosundan anlaşılan ise;
Her enflasyon aynı değil.
Tüketicilerin aşırı harcaması nedeniyle oluşan enflasyonla petrol arzının kesilmesi nedeniyle oluşan enflasyonu aynı araçla çözmeye çalışmanın sınırları var.
Fed petrol fiyatını belirleyemez.
Tarife politikasını değiştiremez.
Küresel tedarik zincirlerini yönetemez.
Ancak, bunların yarattığı fiyat artışlarının ekonominin geri kalanına yayılmasını engellemeye çalışabilir. Bu nedenle Fed’in bugünkü görevi belki de geçmişe göre daha zor.
Soru artık yalnızca “faiz ne kadar yüksek olmalı?” değil.
Asıl soru şu:
Enflasyonun hangi kısmı faizle mücadele edilebilecek bir sorun, hangi kısmı Fed’in çözmeye çalışırken ekonomiye gereksiz zarar verebileceği bir arz şoku?
2026’nın geri kalanında Fed’in vereceği kararları belirleyecek temel ayrım da muhtemelen bu olacak.
Fed’in yeni ikilemi enflasyonla mücadele edip etmemek değil.
Doğru enflasyonla, doğru araçla mücadele edip etmediği.
İlgili;









