Son dönemde tokenizasyon alanında birçok gelişme yaşanıyor. Son olarak İngiltere, BlackRock ve JPMorgan’ın da aralarında bulunduğu 54 şirketle tokenizasyonu gerçek piyasalara taşımaya hazırlandığını açıkladı. Bu sırada ABD’nin en büyük bankaları da ortak bir tokenleştirilmiş mevduat ağı kuruyor. Ancak finans sisteminin blokzinciri benimsemesi, Ethereum ve tokenların bu büyümeden doğrudan pay alacağı anlamına gelmeyebilir.
Kripto piyasasının yıllardır en güçlü beklentilerinden biri büyük bankaların ve varlık yöneticilerinin blokzinciri kullanmaya başlamasıyla Bitcoin, Ethereum ve diğer ağ tokenlarının değer kazanacağıydı.
Bu beklenti bir bakıma gerçekleşti. Wall Street blokzincir altyapısını artık tahviller, yatırım fonları, banka mevduatları ve teminatlar dijital tokenlarla temsil etmeye başlıyor. Ödemelerin ve menkul kıymet işlemlerinin haftanın yedi günü, günün 24 saati gerçekleştirilebildiği yeni sistemler kuruluyor.
Ancak tokenlara aynı şekilde değer verilmiyor. Finans kurumları blokzinciri benimserken işlemlerini mutlaka Ethereum, Solana veya başka bir halka açık ağ üzerinde gerçekleştirmiyor. Bunun yerine kendi kontrol ettikleri, yalnızca izin verilen katılımcıların erişebildiği sistemleri kuruyorlar.
Bu nedenle önümüzdeki dönemin temel sorusu artık “Tokenizasyon büyüyecek mi?” değil.
Asıl soru:
Tokenizasyon büyürken ortaya çıkan ekonomik değeri bankalar ve özel ağlar mı alacak, yoksa halka açık blokzincirler ve onların tokenları da bu büyümeden pay kazanabilecek mi?
İngiltere deneme döneminden gerçek piyasaya geçiyor
İngiltere 13 Temmuz’da yeni bir program açıkladı.
BlackRock, Goldman Sachs, JPMorgan, HSBC, Morgan Stanley, UBS, Coinbase, Circle, Ripple, Avalanche geliştiricisi Ava Labs, DTCC ve Londra Borsası Grubu dahil 54 şirket, İngiltere’nin toptan finans piyasalarını tokenizasyon altyapısına taşımak üzere oluşturulan çalışma grubuna katıldı.
Grubun önümüzdeki 12 ay boyunca hem rapor hazırlaması hem de baştan sona çalışan gerçek kullanım senaryoları geliştirmesi planlanıyor. İlk odak noktası ise finans kuruluşlarının kısa vadeli borçlanma ve likidite yönetiminde kullandığı repo piyasasının tokenleştirilmesi olacak. Program ayrıca dijital devlet tahvilleri, tokenleştirilmiş fonlar, teminatlar ve ödeme altyapılarını kapsıyor.
Ancak bu gelişmelerden anlıyoruz ki; finans sistemi kripto varlıkları satın almadan da blokzincire geçebilir.
ABD bankaları stablecoinlere kendi sistemleriyle yanıt veriyor
Benzer bir süreç ABD’de de yaşanıyor.
JPMorgan, Bank of America, Citigroup, Wells Fargo ve diğer büyük bankalar, ortak bir tokenleştirilmiş mevduat ağı kurmaya hazırlanıyor. The Clearing House tarafından işletilmesi planlanan sistemin, geleneksel bankacılık altyapısını dijital varlıkların kullandığı teknolojiyle birleştirmesi ve 2027’de devreye alınması hedefleniyor.
Tokenleştirilmiş mevduat, teknik açıdan stablecoinlere benzese de ekonomik ve hukuki olarak farklı çalışıyor. Stablecoin, ihraççı şirketin rezervleriyle desteklenen bir dijital varlıkken tokenleştirilmiş mevduat, müşterinin mevcut banka hesabındaki paranın blokzincir üzerindeki dijital temsilinden oluşuyor.
Böylece bankalar müşterilerine programlanabilir, hızlı ve kesintisiz ödeme seçenekleri sunarken para yine bankacılık sisteminin içinde kalıyor. Müşteri ilişkisi, rezervler, kimlik doğrulama süreçleri ve işlem ücretleri de kripto şirketlerine veya merkeziyetsiz protokollere geçmiyor.
Bankalar bir anlamda kriptonun sunduğu kullanım kolaylığını alıyor, ancak paranın kontrolünü bırakmıyor.
Bankalar neden halka açık ağları tercih etmiyor?
Halka açık blokzincirlerin temel avantajı, herkesin aynı altyapıya erişebilmesi ve işlemlerin tek bir şirketin kontrolüne bağlı olmadan gerçekleştirilebilmesi.
Fakat büyük finans kurumlarının öncelikleri farklı.
Bankalar, işlemlerde tarafların kimliğini bilmek, müşteri verilerini gizli tutmak, kara para aklamayla mücadele kurallarını uygulamak ve gerektiğinde işlemleri durdurabilecek hukuki bir muhatap bulmak istiyor. İşlem kesinliği, ağ yönetimi, kapasite ve düzenleyici sorumluluk da trilyonlarca dolarlık piyasalar için önemli başlıklar.
Bu nedenle izinli ağlar bankalara daha tanıdık bir model sunuyor. Ağa kimin katılacağı, hangi varlığın işlem göreceği ve işlemlerin hangi koşullarda gerçekleşeceği önceden belirlenebiliyor.
JPMorgan analistleri de tam olarak bu noktaya işaret ediyor. Bankaya göre Bitcoin ve kripto piyasası açısından uzun vadeli temel risk, Strategy gibi şirketlerin satış yapması değil; tokenizasyon, ödeme ve takas işlemlerinin halka açık blokzincirleri devre dışı bırakan kapalı sistemlere taşınması.
Analistler, bu eğilimin devam etmesi halinde halka açık ağlarda faaliyet, likidite ve sermaye akışlarının zayıflayabileceğini; bunun da daha geniş kripto ekosisteminde yapısal bir değer kaybına yol açabileceğini belirtiyor.
Bitcoin için neden önemli?
Bitcoin doğrudan tokenleştirilmiş tahvil veya mevduat işlemlerinin altyapısı olmayı hedeflemiyor. Dolayısıyla Ethereum’un karşı karşıya olduğu kullanım alanı rekabeti Bitcoin için aynı şekilde geçerli değil.
Ancak kripto piyasası birbirinden tamamen bağımsız parçalardan oluşmuyor. Halka açık ağlarda faaliyet azalır, stablecoin talebi özel banka paralarına kayar ve kurumsal sermaye kapalı sistemlerde kalırsa kripto ekosisteminin toplam likiditesi de zayıflayabilir. Bu durum zamanla Bitcoin’e yönelen sermaye akışlarını da etkileyebilir.
Diğer taraftan Bitcoin’in değer saklama aracı ve “dijital altın” anlatısı güçlenirse, finansal tokenizasyonun hangi altyapıda gerçekleştiğinden daha bağımsız hareket etmesi mümkün. JPMorgan analistleri de Bitcoin’in parasal değer kaybına karşı korunma aracı olarak ayrı bir konum kazanmasının, kapalı ağ riskini sınırlayabilecek senaryolardan biri olduğunu kabul ediyor.
Tokenizasyon büyüyor, fakat kazanan henüz belli değil
Finans sektörünün blokzincire geçişi artık yalnızca sunumlarda kalan bir gelecek planı değil. İngiltere tokenleştirilmiş repo ve devlet tahvili piyasaları hazırlarken, ABD bankaları ortak bir dijital mevduat ağı kuruyor. Dünyanın en büyük varlık yöneticileri fonlarını zincir üzerine taşıyor.
Ancak bunların tamamını doğrudan “kripto benimsenmesi” olarak okumak yanıltıcı olabilir.
Wall Street’in blokzinciri kullanması, Wall Street’in merkeziyetsiz finansı benimsediği anlamına gelmiyor. Bankalar teknolojiyi kullanırken kendi aracılık rollerini, müşteri ilişkilerini ve gelir kaynaklarını korumaya çalışıyor.
Bu nedenle yeni dönemde yatırımcıların yalnızca zincire taşınan varlıkların büyüklüğüne bakması yeterli olmayacak.
Asıl belirleyici olan, işlemlerin hangi altyapıda gerçekleştiği ve oluşan ekonomik değerin kime aktarıldığı olacak.
Finans sistemi blokzincire geliyor. Fakat kripto tokenlarının da onunla birlikte geleceğinin henüz bir garantisi yok.


































