Piyasalarda son günlerde dolar/TL’de yaklaşık yüzde 15’lik bir sıçrama yaşanabileceği ve Türkiye’de yeni bir devalüasyon sürecinin başlayabileceği konuşuluyor.
Dolar/TL kuru halihazırda bu yıl yaklaşık yüzde 10 yükseldi. Yılın başında 43 lira civarında bulunan kur, 21 Temmuz itibarıyla 47,20 seviyesine ulaştı.
Piyasada konuşulan yüzde 15’lik ek yükseliş ise dolar/TL’nin yaklaşık 54,3 seviyesine çıkması demek. JPMorgan’ın güncel tahmininde dolar/TL’nin 2026 sonunda 51,4, 2027 sonunda ise 61,7 seviyesine ulaşması bekleniyor.
Gözler TCMB’nin faiz kararında
Dolar/TL açısından yakın dönemin en önemli gelişmelerinden biri Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının faiz kararı olacak.
TCMB, 23 Temmuz 2026 Perşembe günü toplanacak ve politika faizine ilişkin kararını saat 14.00’te açıklayacak. Banka haziran ayında politika faizini yüzde 37 seviyesinde sabit tutmuştu.
Temmuz toplantısından çıkacak karar, piyasanın hem enflasyon hem de döviz kuru beklentileri açısından önemli olacak.
Faiz artışı gelmesi, Merkez Bankasının enflasyon, döviz talebi ve dolarizasyon risklerini güçlü şekilde kontrol altında tutmak istediği şeklinde yorumlanabilir. Böyle bir karar TL’yi destekleyebilir ve kısa vadeli kur şoku ihtimalini azaltabilir.
Faiz indirimi ise tek başına devalüasyon geleceği anlamına gelmez. Ancak indirim piyasanın beklediğinden daha erken veya daha güçlü olursa, TL üzerindeki baskıyı artırabilir.
Devalüasyon nedir?
Devalüasyon, en basit anlatımıyla devletin ulusal paranın değerini yabancı para birimleri karşısında resmî olarak düşürmesidir. Yani ekonomi yönetimi, kuru belirli bir seviyeden daha yukarı taşır.
Ancak Türkiye’de döviz kuru serbest piyasada belirlendiği için bugün yaşanabilecek olası bir hareketi teknik olarak “devalüasyon”dan ziyade TL’nin hızlı ve sert değer kaybı olarak tanımlamak daha doğru olabilir.
Asıl mesele ise doların yalnızca hangi seviyeye yükseleceği değildir. Kurda yaşanabilecek sert bir hareketin enflasyondan şirket bilançolarına, vatandaşın alım gücünden faiz politikasına kadar ekonominin tamamına nasıl yayılacağıdır.
Kur artışı market rafına kadar gelir
Kur şokunun ilk etkisi genellikle enflasyonda görülür. Türkiye, enerji, hammadde, ara malı ve birçok tüketim ürününde ithalata bağımlı bir ekonomi.
Dolar yükseldiğinde şirketlerin ithalat maliyetleri artar. Şirketler de oluşan bu maliyetin en azından bir kısmını ürün ve hizmet fiyatlarına yansıtır. Böylece döviz kurundaki hareket zaman içerisinde akaryakıttan ulaşıma, elektronikten gıdaya kadar geniş bir alanda hissedilmeye başlar.
Kısacası kurdaki yükseliş yalnızca döviz ekranlarında kalmaz; bir süre sonra market rafına ve vatandaşın günlük harcamalarına kadar ulaşır.
Devalüasyonda kim kazanır, kim kaybeder?
Kurun hızlı yükseldiği dönemlerin ilk kazananları genellikle döviz ve altın gibi varlıklara sahip olanlar olur. TL cinsinden bakıldığında bu varlıkların değeri yükselir.
Gelirlerinin önemli bölümünü dolar veya euro üzerinden elde eden ihracatçı şirketler de öne çıkabilir. Özellikle maliyetlerinin önemli bir kısmı TL, gelirleri ise döviz olan şirketler kur artışından olumlu etkilenebilir.
Ancak her ihracatçı şirketin kur artışından otomatik olarak kazanç sağlayacağını düşünmek doğru değildir. Üretimde ithal hammadde kullanan veya döviz borcu bulunan şirketlerin maliyetleri de aynı anda yükselebilir.
Kaybeden tarafta ise döviz borcu yüksek şirketler, ithalata bağımlı sektörler ve geliri tamamen TL’ye bağlı olan vatandaşlar bulunur. Kur artışı enflasyona yansıdıkça ücretlerin satın alma gücü düşer ve günlük yaşam maliyetleri daha fazla hissedilir.
Devalüasyon öncesinde hangi göstergeler izlenmeli?
Kur krizleri veya sert değer kayıpları çoğu zaman hiçbir işaret vermeden bir gecede ortaya çıkmaz. Öncesinde ekonomide bazı göstergeler bozulmaya başlar.
Bu nedenle yalnızca dolar/TL seviyesine değil, şu göstergelere de bakılması gerekir:
- Merkez Bankası rezervleri eriyor mu?
- Türkiye’nin risk primi, yani CDS yükseliyor mu?
- Swap hariç net rezervler zayıflıyor mu?
- Vatandaşların döviz talebi yeniden artıyor mu?
- Yabancı yatırımcıların Türkiye’den çıkışı hızlanıyor mu?
Bugün bu göstergelere bakıldığında rezervlerde bir toparlanma, CDS tarafında ise 230’lu seviyeler görüyorum. Yakın vadede 2001 benzeri kapsamlı bir kur krizini fiyatlayan güçlü bir tablo ise henüz bulunmuyor.







