Hartnett ve ekibinin yayımladığı değerlendirmede, ABD Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli tahvillerde geri alımları artırma kararının bir tür “yarı niceliksel gevşeme” (quasi-QE) olarak değerlendirilebileceği belirtildi.
Söz konusu adımın, yükselen kamu borcu ve artan borçlanma maliyetlerinin yanı sıra yapay zekâ sektörünün yüksek finansman ihtiyacından kaynaklanabilecek riskleri sınırlamaya yönelik “Bessent opsiyonları” olarak adlandırılan politika hamlelerinin bir parçası olduğu ifade edildi.

Bessent’in hedefi 30 yıllık tahvil getirisini aşağı çekmek
BofA’ya göre Hazine’nin tahvil geri alımlarını artırması, uzun vadeli faizlerde daha fazla yükseliş yaşanmasını sınırlayabilir. Ancak Hartnett, bu adımın tahvil piyasasındaki sorunları tamamen çözmesinin ve uzun vadeli getirilerde kalıcı bir düşüş sağlamasının zor olduğunu belirtti.
Hartnett, özellikle ABD’nin 30 yıllık tahvil getirisinin yüzde 5 seviyesinin altına çekilememesinin piyasalarda önemli sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.
BofA stratejistine göre Bessent, 30 yıllık tahvil getirisini yüzde 5’in altına indirmekte başarısız olursa önümüzdeki haftalarda dolar üzerinde aşağı yönlü baskı güçlenebilir. Aynı zamanda finans sektörü de dahil olmak üzere riskli varlıklarda açığa satış baskısının artması beklenebilir.
Yapay zekâ ve özel kredi piyasaları için risk uyarısı
Hartnett’in değerlendirmesinde özellikle kaldıraçlı riskli varlıklara dikkat çekildi. Tahvil getirilerinin yüksek kalmaya devam etmesi halinde yatırımcıların yapay zekâ şirketleri ve özel kredi piyasası gibi yüksek değerlemelere ve yoğun finansmana dayanan alanlarda daha fazla kısa pozisyon alabileceği belirtildi.
Bu durum, yüksek finansman ihtiyacı bulunan şirketlerin borçlanma maliyetlerini artırarak piyasalardaki risk iştahını olumsuz etkileyebilir. Özellikle yapay zekâ sektöründe dev şirketlerin yüksek sermaye harcamaları ve bu yatırımların finansmanı nedeniyle tahvil piyasasındaki gelişmeler yakından takip ediliyor.
30 yıllık tahvil getirisi yüzde 5,20 seviyesinde
ABD Hazine Bakanlığı’nın geri alım hamlesinden önce 30 yıllık tahvil getirisi son 20 yılın en yüksek seviyelerine yükselmiş, 10 yıllık tahvil getirisi de Donald Trump’ın başkanlık görevine başlamasından bu yana görülmeyen seviyelere ulaşmıştı.
Hazine’nin hamlesinin ardından tahvil getirilerinde geçici bir gerileme yaşansa da ABD’nin artan kamu borcuna ilişkin endişeler devam etti. 30 yıllık tahvil getirisi yüzde 5,20 civarındaki yüksek seviyesini korurken, uzun vadeli faizlerdeki yükselişin hisse senedi piyasaları üzerindeki baskısı da sürdü.
Tahvil piyasasındaki hareketlilik S&P 500 endeksine de yansıdı. Yüksek tahvil getirileri, hisse senetlerinin alternatif yatırım maliyetini artırırken, endeks haftalık bazda kayıplarla karşı karşıya kaldı.
Piyasalarda hâlâ güçlü risk iştahı var
Buna karşın BofA’nın Boğa ve Ayı Göstergesi, piyasalardaki genel risk iştahının hâlâ “aşırı boğa” bölgesinde bulunduğuna işaret ediyor.
EPFR verileri de ABD hisse senedi piyasalarına yönelik sermaye akışlarının güçlü kaldığını gösterdi. 19 Ağustos’ta sona eren haftada ABD hisse senedi fonlarına yaklaşık 29 milyar dolarlık yeni sermaye girişi gerçekleşti.
Ancak sermaye akışlarında sektörler arasında belirgin bir ayrışma görüldü. Yarı iletken sektöründeki fonlardan para çıkışı üçüncü haftasına taşınırken, toplam çıkış 6,3 milyar dolara ulaştı.
Piyasaların gözü Bessent’in tahvil stratejisinde
BofA’nın değerlendirmesi, önümüzdeki dönemde ABD tahvil piyasasının yalnızca faiz görünümü açısından değil, dolar ve hisse senedi piyasaları açısından da kritik bir belirleyici olabileceğine işaret ediyor.
Özellikle 30 yıllık tahvil getirisinin yüzde 5 seviyesinin üzerinde kalıcı hale gelmesi, ABD hükümetinin borçlanma maliyetleri üzerindeki baskıyı artırabilir. Bu durum aynı zamanda yüksek değerlemelere sahip riskli varlıkların cazibesini azaltarak yatırımcıların daha defansif pozisyonlara yönelmesine neden olabilir.













