Son yıllarda elindeki ABD Hazine Bakanlığı tahvillerini azaltan Pekin yönetimi, buna paralel olarak altın rezervlerini hızla artırarak rezerv stratejisinde önemli bir değişikliğe gidiyor.
Analistlere göre bu süreç yalnızca portföy çeşitlendirmesi değil, aynı zamanda küresel finans sisteminde dolar merkezli yapıya karşı uzun vadeli bir stratejik dönüşümün işareti olarak değerlendirildi.
Çin’in ABD Tahvillerinden Tarihi Çıkışı
Resmi verilere göre Çin’in ABD hazine tahvillerindeki varlığı Ocak 2026 itibarıyla 694,4 milyar dolara geriledi. Bu seviye, 2008 küresel finans krizinden bu yana görülen en düşük seviyelerden biri olarak kaydedildi.
Kasım 2013’te 1,316 trilyon dolar ile zirve yapan Çin’in ABD tahvil portföyü, o tarihten bu yana yaklaşık yüzde 47 oranında küçüldü. Buna rağmen Çin, ABD tahvillerine en fazla yatırım yapan ülkeler arasında hâlâ üst sıralarda yer alıyor.
Listede ilk sırada yaklaşık 1,185 trilyon dolarlık tahvil varlığıyla Japonya bulunurken, ikinci sırada ise 866 milyar dolar ile Birleşik Krallık yer alıyor.
Çin Altın Rezervlerini Hızla Artırıyor
ABD tahvillerindeki payını azaltan Çin, aynı zamanda altın rezervlerini agresif biçimde artırıyor. Çin Merkez Bankası’nın verilerine göre ülke, Şubat 2026 itibarıyla 16 ay üst üste altın alımı gerçekleştirerek resmi rezervlerini 74,15 milyon onsa çıkardı.
Bu miktar yaklaşık 2.309 ton altına karşılık geliyor. Altın, Çin’in toplam döviz rezervlerinin yaklaşık yüzde 7 ila yüzde 10’unu oluşturuyor.
2025 yılı sonunda Çin’in toplam döviz rezervi 3,357 trilyon dolar olarak açıklanırken, analistler Pekin’in tahvillerden çıkışının panik kaynaklı bir satıştan ziyade uzun vadeli bir rezerv stratejisinin parçası olduğunu değerlendiriyor.
Rusya’nın Dondurulan Rezervleri Süreci Hızlandırdı
Uzmanlara göre bu stratejik dönüşümün hız kazanmasında, Rusya’nın Batı ülkelerinde bulunan yaklaşık 300 milyar dolarlık döviz rezervinin dondurulması önemli bir rol oynadı. Bu gelişme, birçok ülkenin rezerv yönetiminde dolar bağımlılığını azaltma yönündeki tartışmaları güçlendirdi.
Verilere göre yabancı yatırımcıların ABD Hazine tahvillerindeki payı şu anda yüzde 32,4 seviyesine gerilemiş durumda. Bu oran, 1997’den bu yana kaydedilen en düşük seviye olarak dikkat çekiyor. Küresel finans krizinin zirvesi olan 2008 yılında bile bu oran yüzde 50’nin üzerindeydi.
Fed’in Tahvil Stoku 14 Yılın En Düşüğünde
Piyasalardaki satış dalgası yalnızca yabancı yatırımcılarla sınırlı kalmadı. Analistlere göre Orta Doğu’da tırmanan jeopolitik gerilimin ardından satışlar hız kazanırken, ABD Merkez Bankası (Fed) bilançosunda bulunan tahvil miktarı da hızla geriledi.
Son veriler, Fed’in elindeki tahvil miktarının 90 milyar doların üzerinde azalarak 2012’den bu yana en düşük seviyeye düştüğünü gösteriyor.
Ayrıca Türkiye, Hindistan ve Tayland gibi petrol ithalatçısı ülkelerin de para birimlerini korumak amacıyla dolar rezervlerini kullanarak tahvil satışlarına yöneldiği belirtiliyor.
ABD’nin Borçlanma Maliyeti Artıyor
ABD ekonomisi için en kritik başlıklardan biri ise yaklaşan büyük borç yenileme süreci. Önümüzdeki 12 ay içinde ABD’nin vadesi dolacak yaklaşık 10 trilyon dolarlık borcu yeniden finanse etmesi gerekiyor.
Ancak tahvil talebinin zayıflaması nedeniyle borçlanma maliyetleri hızla yükseliyor. Mart ayında ABD’nin 10 yıllık hazine tahvili faizi 35 baz puan artarak son dönemin en sert aylık yükselişlerinden birini kaydetti.
Analistler, küresel yatırımcıların ABD tahvillerinden uzaklaşmaya devam etmesi halinde Washington’un yeni borçlanmaları çok daha yüksek faiz oranlarıyla gerçekleştirmek zorunda kalabileceği uyarısında bulunuyor.





